29 11 2008

XX+XV+VI+VII: Désir Récurrant Pour Berlin

Hâlâ gelmedi mi geri Berlin'in zamanı? Geçen sene bugünlerdeki günlerinden bile uzaktasın. Kırağı çalmış Berlin toprağına yüz sürmek iyi gelirdi zihnindeki fantom ağrılara. Soğoğuna bile râzısın ya; biliyorsun; kedilerin azacağı aya dek uzak kalacaksın kentinden ister istemez.

Düşlerin gerçekleşiyor; Berlin düşüne gerçekleşen düşün üzerinden ulaşacak gibisin. Sebat etmeyi bil; sen Berlin'e; Berlin sana karışacak. Harikûlâde işler çıkaracaksın bu kentten.

25 09 2008

XX+XV+VI+VI: Berlin Uzağında Güz; Biteviye

Güzün geç geldiği, pastırma yazının ısıtmakta ısrarcı olduğu bu coğrafyada Berlin'in âniden bastırmakta beis görmeyen serin güz gecelerini arayaduruyorsun: Ekim'e yürüyesiye boz bulanık renklerle güz sonatını yeniden resmedalan Berlin sokaklarında gece yürüyüşlerini.

Bitimsiz, natamam bir güz-ruh-hâli ruhunun dölyatatağında huzursuz, tepinip duruyor. Berlin'in-sana-verdiği-huzur, o garip, kösnül iç huzurunu ancak buradan, yazıya bulanmış bir orada-oluş sızısıyla -beyhûde- arayayazacaksın.

07 09 2008

XX+XV+VI+V: Berlin'in Üçüncü Kadını

Berlin senin için biraz da bugüne dek başaramadığın yerleşme girişimleri... Birinci Kadınla (Senin imlâ kılavuzunda Kadın "özel" bir isimdir.) bir güz önce; İkincisiyse bu güz için tasarlanan taşınma; şehre, Berlin'e yerleşme; onu Kadınla paylaşma, katetme, yaşama; iki Kadını (Berlin ve ...) birden idare etme tasarıları...

Üç rakamının uhrevî mânâsında -bâtıl olduğunu bile bile- bir tansık arayışındasın, Berlin'i Berlin'de, Berlin'le yaşayacağın Kadın'ın kim olabileceğini kestirmek peşinde.

Şimdi zihnini, geleceğine dair meşgûl eden başat sorulardan biri oldu Berlin'in üçüncü kadını: Birlikte gideceğin mi; orada buluşacağın mı; kafanda dönüp duran sorulardan biri de bu.

Berlin'de, Berlin'le; iki kadınla yaşamak istiyosun: Ton coeur serait partagé.

Bir düş görüyorsun belli belirsiz bir geleceğe dair: Hackescher Markt'ta bir güz günü sen üçüncü kadınınlayken ikincisiyle karşılaşıyorsun köşede: Şaşırış bu tansıksı karşılaşmanın şokunu uyuşturuyor. Bir süre sonra yüze oturan kan, çehrede beliren kızarıklık ayrılış sonrası yerini yürekte bir sızıya bırakıyor. Sen üçüncü kadınınla Rosenthaler'e doğru seyirtiyorsun; onun bir zamanlar unutul(a)maz bir yemek yediğiniz, artık kapanmış lokantanın orada çenesi titreye titreye katılarak ağladığını sezerek.

31 08 2008

XX+XV+VI+IV: Bonjour Tristesse, Good Morning Heartache

Skalitzer'de boş bira şişelerinin, sokak süpüren o garip araçların arasında seke seke yürünen garip, soğuk bir güz pazarı sabahı. Gabriele Basilico'nun zihnine kazınmış imgelerinden biri beyninin kıvrımlarının birinden çıkageliyor: Bir Kreuzberg apartmanından Berlin göğüne hüzün sesleniyor, uzaklarda bir yerlerden Billie Holliday gâmlı bir edâyla "Günaydın kalp sızısı"nı söylüyor.

Ne de olsa...

B e r l i n g ü z ü
herşeyi bilir.

15 08 2008

XX+XV+VI+III: Çıplak Berlin'de Çıplak Kalış Üzerine

6 Ağustos Çarşamba: Sabah bildiğin bir uçağa biniyorsun, Doğu Avrupa'nın üzerinde süzülen uçağın seni Tegel'e indiriyor. Polonya düzlüklerinden yaklaşıyorsun o bildiğin, göllerle çevrili düzlüğe. Tegel'den çıkıyorsun... Bildiğin bir Berlin Ağustos'u kuşluk vakti... Bus X9 Richtung: Jakob Kaiser Platz. Ubahn'a girer girmez Berlin kokusu, Ubahn kokusu, o bildiğin, tanıdık koku çalınıyor burnuna. Sızlayan burnun seni vagona, vagon da seni Berlin'e, merkeze, Hermannplatz'a, her köşesinde kendine ayrı ayrı anılar edindiğin Hermannplatz'a atıyor. Berlin güneşi utangaç. Ubahn'da tanıdık, tanımadık, umduk Berlin simâları: Kahverengi ceketi pembe gömleğiyle Britanik giyimli bir Berlin beyefendisi, bir punk, yine Yorckstrasse istasyonunda trene binen, üç ay önceki kılığından taviz vermemiş Berlin berduşu, Hermannplatz'a yaklaştıkça artan Türk yolcular...

Sap Weichselstrasse'ye Karl-Marx'tan. Sonnenallee'yi geç; köşede bir ay boyunca girip çıktığın bakkalın. Dümdüz vur Maybachufer'e dek; geçici yeni yurdun hemen orada; artık mahallen bellediğin burada. Biraz dinlen; Karl-Marx'a yeniden seyirt; seyreyle Berlin'i. Staatsbibliothek'te H-C.J'e bir süpriz yapmak üzeresin... Oysa yok ki orada. Dön gerisin geri Karl-Marx'a... Ama M41'le, aheste aheste... Anhalter Bhf'tan Urbanstraße'ye... D. ile hoşbeş... Akşamüstü yorgunluğunu at avluya bakan odanda.

7 Ağustos Perşembe: Güzel bir güneş bu kez kendini sakınmaksızın sarartmış Berlin'in ışığını. Zar zor uyandığın odanda hazırlanıp birkaç hafta önce kafanda, bedeninde tasarladığını yapıyorsun: Seni yeşil - mavi - sarı cennete götürecek trene, trenlere biniyorsun. Efsanevî, yüzyıllık Wannseestrandbad... Göl ışıyor, çocuk cıvıltıları kumsaldan yana. Hiç garipsemeden, bedenini bütünüyle, herhangi bir bez parçasının sansürüne uğratmaksızın Wannsee'nin tatlı suyuna ve Ağustos Berlini'nin yakıcı olmayan güneşine bırakıyorsun... Saatlerce... Çıplak kaldığın, çıplak kalabildiğin, ruhunu süslerinden arındırabildiğin için -de- sevdiğin bu şehirde, "Çıplak Berlin"de, çıplak kalışışın, Berlin'in seni çıplak kılışı üzerine, çıplaklık, çıplaklığın ve seni çevreleyen kamunun çıplaklığı, çıplaklaşması üzerinden özgürleşmek üzerine saatlerce düşünüyorsun kiraladığın, gölgesine sığındığın plaj sepeti "Strandbadkorb"lardan birinde uyuklar, dinlenir, güneşlenirken.

Wannsee'nin sarı sıcak, tatlı su mavi, gürgen yeşili günü hayatının yalnız geçirdiğin en müstesna günlerinden biri olarak aklına, belleğine ve bedenine kazınıyor.

Akşam Kreuzberg'den Prenzi'ye D. ve S. ile hasretle andığın Portekiz'in okyanusa karıştığı yerden gelen "yeşil şarab"ın içinde hakîkatını arıyorsun. Berlin gecesi (de) kurda aittir!

Prenzi'den aşağıya, Kastanienallee üzerinden Rosenthalerplatz'a iniyorsun taşikardik adımlarınla.

Berlin gecesi serin, Berlin gecesi derin.

Rosenthaler'den geçici evine; ebedî mahallene Berlin U Bahn'ının coşkun figürleriyle şehiriçi seyyahsın.

8 Ağustos Cuma: O kadar da kolay olmayacaktı onca yüzüşün ve bedenini serin yel, tatlı su ve yumuşak günışığına teslim edişinin ertesi. Yataktan kalkmak güç. Grileşmiş Berlin gökyüzünden sızan kaçak günışığı beyaz duvarlarına vuruyor. Berlin odalarını ve onun beyaz duvarlarını; onlara değen tenleri, bakışları, onda yansıyan hazları, kederleri düşünüyorsun. Yağmur bastırıyor. Hiçbir büyük kentte toprak kokusu yağmur sonrası Berlini'nde olduğu kadar soylu ve güçlü değil. Toprak kokuyor Berlin

Maybachufer'in kıyısından M28'in rotasını izleye izleye kıvrıl: Richtung Alexanderplatz. Seni bu çirkin meydanda büyüleyen bir şeyler var. Currywurst'unu Berliner Pils'in eşliğinde yiyorsun. Vur kendini Hackescher Höfe'ye; Rosenstrasse'den geçesiye: Akşam D.'lerde bildik, tanıdık, huzur, hoşsohbet ve dostlukla dolu bir sefâ; Wedding sokakları dönüşünde yine tıkabasa anılarla dolu bir gayya kuyusu.

9 Ağustos Cumartesi: Yağmur daha şiddetli dünden. Toprak kokusu gibi. Başka Yollar için olmazsa olmaz Baki Davrak'la görüşeceksin. Wienstr. Morena. Baki "dolu" bir adam: Tıka basa dolu; üç dilli sohbet sinemadan tiyatroya, çocukluk anılarına, hayata, kimliklere, Heimata, Heimatlarımıza dek uzanıyor. Baki'yle Görlitzer Bahnhof'ta ayrılırken bir dahaki Berlin seferinde daha, "derin bir konuşma" yapılabilecek, esaslı bir Berlinli, bir Berlin sevdalısı daha tanıdığını düşünerek arşınlıyorsun Oranienstrasse'yi. Hem Türkçe'deki belki de en büyük Berlin sevdalısı Gültekin Emre de olacak o zaman şehirde. Bu sefer görüşemediğin değerli Herr Liedtke de. Berlin'de konuşacakların, konuştukların; edebiyata, sinemaya, yaratıya kapı açtıkların artıyor; ne güzel!

Ne mutlu sana... Berlin'de.

Staatsbibliothek'i bir kez daha H-C.J'nin kuzey denizi kıyısında olduğunu biliyor olsan da onun sarı-mavi-kırmızı siluetinin peşinde bir hayalet gibi geziyorsun. Goethe'den Nietzsche'ye ve sana uzanan binlerce kitap, milyonlarca cümle ve milyarlarca harf kütüphanenin devasa beyaz avizelerinin arasında havada uçuşuyor. Bugüne dek görmediğin Spandau'ya dek uzanıyorsun; eski şehirde aylaklık edip eşsiz Charlottenburg, Savignyplatz üzerinden dönüyorsun mahallene. Bu kez Treptow üzerinden; bir zamanlar duvarın geçtiği devasa bir parkın içinden uzun bir yürüyüşle. Akşam bir iki saati geceye varasıya odanda geçiriyorsun. Berlin gecesi Berghain'da süregidecek: Gece birde sokağa yeniden çıkıyorsun:

Yürüyorsun Berlin gecesinin içinden, Berlin gecesi boyunca, onun için, ona rağmen, onunla, onla olmaksızın.

On altı saat sürecek çok uzun bir elektronik gecenin kıvılcımları içinde, Görlitzer'den ve Friedrichshain'da birer kneipe'den aldığın Schultheisslarla çakır keyifsin.

Berlin gecesi uzun, Berlin gecesi bitimsiz.

10 Ağustos Pazar: Yağmur aralıksız; sökün ediyor Berlin grisinden. Önce Alex'e, oradan sarı tramvaylarla daha önce hiç gitmediğin; ama hep merak ettiğin Weisensee'ye. Orada sağanak altında göl kıyısında yürüyüp yine sarı tramvayla Mitte'ye, Deutsches Historisches Museum'a dek uzanıyorsun. Her zamanki gibi seni gıdıklayan iki sergi var: Gründerzeit'a ve Luftbrücke'ye dair imgeler zihnine nakşoluyor. Unter den Linden'de son bir tur. Alex'ten avdet. Weimar'a dönesiye valizini topluyorsun.

Biliyorsun ki Berlin'i en iyi terk etme yolu Weimar'a gitmektir.

11 Ağustos Pazartesi: Berlin'de olabildiğince çok vakit ayırabilmek için akşamüstü trenine aldın biletini. Sonnenallee'yle Karl-Marx Strasse arasında D.'le uzun, etli butlu, geleceğe, gelecekte bu şehirde yapacakalrınız, yapabilecekleriniz üzerine bir sohbet (daha). D. haftasonunu geçirdiği Varşova izlenimlerini anlatıyor. Sahi, Berlin'i terk etmenin bir diğer güzel yolu da Leh eline doğru yola çıkmak olabilir mi?

19 07 2008

XX+XV+VI+II: Yeniden gidecekken

Berlin'e daha uzun bir süre gidememe düşüncesi bilincinin alt dalgalarında dönüp duran, irkiltici bir leitmotivdi birkaç aydır. Hayatında hasret kavramı ve bunun farklı dillerdeki (Sehnsucht, Saudade...) nüanslarla bezeli, farklı hâlleri üzerinde oylumlu bir ayracı barındıran bir adam olarak "Bir şehri özleme"nin, "ona hasret duyma"nın ne denli (iç) yakıcı bir deneyim olduğunu iyi biliyorsun. Bugün, bir aydır planladığın şekilde denk getirmeyi başardığın; seni bir Ağustos sabahı bu kez uçakla Berlin'e atacak bilet yaz ölgünlüğünün çöktüğü İstanbul'daki serseri mayın günlerine beklemeye dair bir anlam kattı: -Bir kez daha- yer değiştirecek olmak; bildik, bilindik bir kokuyu algılayacak; görüntüyle karşılaşacak, duyguyu tadacak olmak. Her seferinde yine'yi yeni'leyen bir ruh hâline sahip olmak. Bu şehrin ve hattâ ona gidecek olduğumun bilgisinin bile, bana katabildiği bu.

11 07 2008

XX+XV+VI+I: Deftere dönmeliydi...


Yetmiş iki gün önce ayrıldığın Berlin ağır ağır tekrardan damarlarına yayılıyor. Uykunun gerçeğe karıştığı yaz gecesinin kör sabahında gördüğün; kendini Berlin'de gördüğün, Landverkehrkanal boyunca bakışını gördüğün; kendini Berlin'e bakar, Berlin'den bakar, Berlin boyunca bakar gördüğün rüya bunun kanıtı.

Hermannplatz'ı yıllar sonra yeniden izlediğin Lola+Billidikid'de görünce burnunun direği sızladı işte; bak Karstadt'ın karşısından Sonnenallee'ye kıvrılıyorlar; Ataman'ın kamerası geri planda siyah ceketini temizlettiğin kuru temizleyiciyi de bisikletinle arşınladığın kaldırımları da görüyor. Sahne orada kesiliyor; sense zihninde Sonnenallee'de yürümeye devam ediyorsun... Az ileride tatlıcın, sonra, köşede Flensburger içtiğin Birahane... Dön sola, sokağın Panierstrasse. Oralar fena girdi kanına. Kreuzberg'in sokaklarında aylaklık, evlerinden birinde tembellik yapmak istiyorsun. Sonra, tembelliğini yenesin, Sbahn'a atladığın gibi Wannsee kıyısına... Ama evvelâ Schlachtensee'ye yine, bir kez daha uğramalı. Soyunmalı, ruhuna dek... Ve durgun, tatlı suya girmeli... Berlin'le yıkanmalı,

bırak Berlin seni yıkasın

istiyorsun.

30 04 2008

XX+XV+VI: Staatsbibliothek'te Hüzünlü Elveda

Woody Allen'ın filmindeki gibi her şey. Venedik'in kanalları yerine Staatsbibliothek'in uçsuz bucaksız koridorları var sadece. Öğle sonrasının bitkin güneşi kitap raflarının arasına vuruyor. O sarı-mavi-kırmızı patetik siluet oradan oraya sekercesine dolanmada. Cesaretini toplayıp kendini gizlediğin kuytudan çıkıp onunla yüz yüze geliyorsun. Güzel, alımlı bir kadın bu; alımı, sadeliğinde, iddiasızlığında, görünüp görünmeme oyununda bînamaz oluşunda.

Bugün bu koskoca kütüphanedeki son günün: Bu kez saklambaç oynamaya gerek kalmıyor. Kafede yüz yüzeyken buruk bir elveda üst üste yutkunmana rağmen geçmek bilmiyor kursağından. İşte Berlin'e tez elden dönmek için bir yeni sebep sana.

26 04 2008

XX+XV+V: Sahi, bu şehirde daha başına neler gelecek?

Bak güneş vurmuş sokaklarına Berlin'in. Sarı griyi galebe çalıyor bu haftasonu için. Bas pedalına, kanal boyunca, suyu takip et, o götürecektir seni kitaplar tapınağına. Belki orada o sarı mavi siluet köşede kaynakçasına gömülmüş seni bekliyor olacak. Saçlarına bahar çiçekleri takmış olabilir dünkü gibi. Güneş Tiergarten'in üzerinden ışıyacak; dışarının, Berlin'in çağırısına karşı koyamayacak kaynakçandan kendini sıyırıp kaynağına döneceksin. Evet bu şehir, Spree'nin soğuk ve temiz sularına kaynaklık eden o Polonez coğrafya gibi sana da kaynaklık etmiyor mu?

Bak pedal pedal gezdin Friedrichstrasse'den yukarı Oranienburger'e sapmadan, Rosanthaler'e... Vurdun kendini Kastanienallee'ye... Alımlı kadınlar dört bir yanda, Danziger'e gelmeden bastırdın safranı, sonra ver elini Friedrichshain. H.J. Varşova Caddesi'nde oturmuyor muydu; pedal pedal sınırı aş bak, Görlitz parkının yeşilini dümdüz aş, sokağın orada. Berlin'in akşam kızıllığı ve Polonez elinden bu yana esen ılık bir bahar yeliyle kendini hazırladığı cumartesi gecesi hissettiriyor kendini.

Yarın baharın fütursuzca ışıldayacağı, başına yeni şeyler getireceği bir Berlin pazarı olacak. Schlachtensee'yle, onun ışıldayan serin sularıyla bir hesaplaşma seni bekliyor. Oradan vuracaksın Wannsee'ye. Literarisches Colloquim'da Ingeborg Bachmann'ın keder dolu suretinin yansıdığı bir kartpostalın peşine düşeceksin. Kimbilir, belki de bundan epi topu 4-5 ay önce peşine düştüğün Kleist'ın mezarını da bir kez daha ziyaret edeceksin. Damağını kurutan sıcağı son demlerini yudumladığın Berliner Pilsner'le durduracaksın... Bak daha başına neler gelecek bu şehirde, soğukta, sıcakta, üşümede, üşümelerde, kan alıp döl vermelerde. Pedal pedal gez Berlin'i, sokaklar sana tanıdık, caddeler seni biliyor. Zihnine nakşetmelisin ki ona döndükçe zihninde huzuru ve "yeniden"e dair o istenci bulabilesin. Gece, gündüz, baharda, karda, kışta, sıcakta, yazda, yelde, kuytuda, sakinde... Kimbilir, bu şehirde daha başına neler gelecek?...

23 04 2008

XX+XV+IV: Prusya Mavisi, Berlinuaz Dudağı Alı


Bahar kendini sakınmadan işgâl etti sokaklarını Berlin'in, ağaçlar ve kadınlar çiçeklendi. Mini etekleriyle bisiklete binen genç kadınlar vızır vızır geçiyor Kreuzberg sokaklarından. H.J. kütüphanade bir göründü bir kayboldu. Öğleden sonra Neue Nationalgalerie'nin üzerinden gelip kütüphanenin devasa camekânlarını aşan ışıma gözümde yansıdı. Bisikletle kütüphaneye giderken kırmızı ışıkta hemen önümde duran bisikletli kızın kısa tişörtünden açıkta kalan belindeki derisi üşümekten pütür pütürdü. Dönerken Hallesches Tor'un oralarda iki küçük kız yukarıdan geçen Ubahnın fotoğrafını çektiler gülerek. Bisikletten inip eve çıkınca yuvarladığım altın sarısı Berliner Pilsner Rainis'in şiirindeki yudum yudum hasret gibi geçti gırtlağımdan.

Prusya mavisi Berlinuaz dudağı kırmızısı, bahar güneşi sarısı... Berlin güzel, Berlin sevgili, Berlin... Terk edilmek istenmeyen.