6 Ağustos Çarşamba: Sabah bildiğin bir uçağa biniyorsun, Doğu Avrupa'nın üzerinde süzülen uçağın seni Tegel'e indiriyor. Polonya düzlüklerinden yaklaşıyorsun o bildiğin, göllerle çevrili düzlüğe. Tegel'den çıkıyorsun... Bildiğin bir Berlin Ağustos'u kuşluk vakti... Bus X9 Richtung: Jakob Kaiser Platz. Ubahn'a girer girmez Berlin kokusu, Ubahn kokusu, o bildiğin, tanıdık koku çalınıyor burnuna. Sızlayan burnun seni vagona, vagon da seni Berlin'e, merkeze, Hermannplatz'a, her köşesinde kendine ayrı ayrı anılar edindiğin Hermannplatz'a atıyor. Berlin güneşi utangaç. Ubahn'da tanıdık, tanımadık, umduk Berlin simâları: Kahverengi ceketi pembe gömleğiyle Britanik giyimli bir Berlin beyefendisi, bir punk, yine Yorckstrasse istasyonunda trene binen, üç ay önceki kılığından taviz vermemiş Berlin berduşu, Hermannplatz'a yaklaştıkça artan Türk yolcular...

Sap Weichselstrasse'ye Karl-Marx'tan. Sonnenallee'yi geç; köşede bir ay boyunca girip çıktığın bakkalın. Dümdüz vur Maybachufer'e dek; geçici yeni yurdun hemen orada; artık mahallen bellediğin burada. Biraz dinlen; Karl-Marx'a yeniden seyirt; seyreyle Berlin'i. Staatsbibliothek'te H-C.J'e bir süpriz yapmak üzeresin... Oysa yok ki orada. Dön gerisin geri Karl-Marx'a... Ama M41'le, aheste aheste... Anhalter Bhf'tan Urbanstraße'ye... D. ile hoşbeş... Akşamüstü yorgunluğunu at avluya bakan odanda.
7 Ağustos Perşembe: Güzel bir güneş bu kez kendini sakınmaksızın sarartmış Berlin'in ışığını. Zar zor uyandığın odanda hazırlanıp birkaç hafta önce kafanda, bedeninde tasarladığını yapıyorsun: Seni yeşil - mavi - sarı cennete götürecek trene, trenlere biniyorsun. Efsanevî, yüzyıllık Wannseestrandbad... Göl ışıyor, çocuk cıvıltıları kumsaldan yana. Hiç garipsemeden, bedenini bütünüyle, herhangi bir bez parçasının sansürüne uğratmaksızın Wannsee'nin tatlı suyuna ve Ağustos Berlini'nin yakıcı olmayan güneşine bırakıyorsun... Saatlerce... Çıplak kaldığın, çıplak kalabildiğin, ruhunu süslerinden arındırabildiğin için -de- sevdiğin bu şehirde, "Çıplak Berlin"de, çıplak kalışışın, Berlin'in seni çıplak kılışı üzerine, çıplaklık, çıplaklığın ve seni çevreleyen kamunun çıplaklığı, çıplaklaşması üzerinden özgürleşmek üzerine saatlerce düşünüyorsun kiraladığın, gölgesine sığındığın plaj sepeti "Strandbadkorb"lardan birinde uyuklar, dinlenir, güneşlenirken.
Wannsee'nin sarı sıcak, tatlı su mavi, gürgen yeşili günü hayatının yalnız geçirdiğin en müstesna günlerinden biri olarak aklına, belleğine ve bedenine kazınıyor.
Akşam Kreuzberg'den Prenzi'ye D. ve S. ile hasretle andığın Portekiz'in okyanusa karıştığı yerden gelen "yeşil şarab"ın içinde hakîkatını arıyorsun.
Berlin gecesi (de) kurda aittir! Prenzi'den aşağıya, Kastanienallee üzerinden Rosenthalerplatz'a iniyorsun taşikardik adımlarınla.
Berlin gecesi serin, Berlin gecesi derin. Rosenthaler'den geçici evine; ebedî mahallene Berlin U Bahn'ının coşkun figürleriyle şehiriçi seyyahsın.
8 Ağustos Cuma: O kadar da kolay olmayacaktı onca yüzüşün ve bedenini serin yel, tatlı su ve yumuşak günışığına teslim edişinin ertesi. Yataktan kalkmak güç. Grileşmiş Berlin gökyüzünden sızan kaçak günışığı beyaz duvarlarına vuruyor. Berlin odalarını ve onun beyaz duvarlarını; onlara değen tenleri, bakışları, onda yansıyan hazları, kederleri düşünüyorsun. Yağmur bastırıyor. Hiçbir büyük kentte toprak kokusu yağmur sonrası Berlini'nde olduğu kadar soylu ve güçlü değil.
Toprak kokuyor BerlinMaybachufer'in kıyısından M28'in rotasını izleye izleye kıvrıl: Richtung Alexanderplatz. Seni bu çirkin meydanda büyüleyen bir şeyler var. Currywurst'unu Berliner Pils'in eşliğinde yiyorsun. Vur kendini Hackescher Höfe'ye; Rosenstrasse'den geçesiye: Akşam D.'lerde bildik, tanıdık, huzur, hoşsohbet ve dostlukla dolu bir sefâ; Wedding sokakları dönüşünde yine tıkabasa anılarla dolu bir gayya kuyusu.
9 Ağustos Cumartesi: Yağmur daha şiddetli dünden. Toprak kokusu gibi.
Başka Yollar için olmazsa olmaz Baki Davrak'la görüşeceksin. Wienstr. Morena. Baki "dolu" bir adam: Tıka basa dolu; üç dilli sohbet sinemadan tiyatroya, çocukluk anılarına, hayata, kimliklere,
Heimata,
Heimatlarımıza dek uzanıyor. Baki'yle Görlitzer Bahnhof'ta ayrılırken bir dahaki Berlin seferinde daha, "derin bir konuşma" yapılabilecek, esaslı bir Berlinli, bir Berlin sevdalısı daha tanıdığını düşünerek arşınlıyorsun Oranienstrasse'yi. Hem Türkçe'deki belki de en büyük Berlin sevdalısı Gültekin Emre de olacak o zaman şehirde. Bu sefer görüşemediğin değerli Herr Liedtke de. Berlin'de konuşacakların, konuştukların; edebiyata, sinemaya, yaratıya kapı açtıkların artıyor; ne güzel!
Ne mutlu sana... Berlin'de. Staatsbibliothek'i bir kez daha H-C.J'nin kuzey denizi kıyısında olduğunu biliyor olsan da onun sarı-mavi-kırmızı siluetinin peşinde bir hayalet gibi geziyorsun. Goethe'den Nietzsche'ye ve sana uzanan binlerce kitap, milyonlarca cümle ve milyarlarca harf kütüphanenin devasa beyaz avizelerinin arasında havada uçuşuyor. Bugüne dek görmediğin Spandau'ya dek uzanıyorsun; eski şehirde aylaklık edip eşsiz Charlottenburg, Savignyplatz üzerinden dönüyorsun mahallene. Bu kez Treptow üzerinden; bir zamanlar duvarın geçtiği devasa bir parkın içinden uzun bir yürüyüşle. Akşam bir iki saati geceye varasıya odanda geçiriyorsun. Berlin gecesi Berghain'da süregidecek: Gece birde sokağa yeniden çıkıyorsun:
Yürüyorsun Berlin gecesinin içinden, Berlin gecesi boyunca, onun için, ona rağmen, onunla, onla olmaksızın. On altı saat sürecek çok uzun bir elektronik gecenin kıvılcımları içinde, Görlitzer'den ve Friedrichshain'da birer kneipe'den aldığın Schultheisslarla çakır keyifsin.
Berlin gecesi uzun, Berlin gecesi bitimsiz.10 Ağustos Pazar: Yağmur aralıksız; sökün ediyor Berlin grisinden. Önce Alex'e, oradan sarı tramvaylarla daha önce hiç gitmediğin; ama hep merak ettiğin Weisensee'ye. Orada sağanak altında göl kıyısında yürüyüp yine sarı tramvayla Mitte'ye, Deutsches Historisches Museum'a dek uzanıyorsun. Her zamanki gibi seni gıdıklayan iki sergi var:
Gründerzeit'a ve
Luftbrücke'ye dair imgeler zihnine nakşoluyor. Unter den Linden'de son bir tur. Alex'ten avdet. Weimar'a dönesiye valizini topluyorsun.
Biliyorsun ki Berlin'i en iyi terk etme yolu Weimar'a gitmektir.11 Ağustos Pazartesi: Berlin'de olabildiğince çok vakit ayırabilmek için akşamüstü trenine aldın biletini. Sonnenallee'yle Karl-Marx Strasse arasında D.'le uzun, etli butlu, geleceğe, gelecekte bu şehirde yapacakalrınız, yapabilecekleriniz üzerine bir sohbet (daha). D. haftasonunu geçirdiği Varşova izlenimlerini anlatıyor.
Sahi, Berlin'i terk etmenin bir diğer güzel yolu da Leh eline doğru yola çıkmak olabilir mi?